Trey Edward Shults’un üçüncü filmi Waves, Florida’da yaşayan siyah orta sınıf bir ailenin, yaşadıkları trajik bir olayla hayatlarının altüst olmasını ve hayata birlikte devam edebilme iradelerini ekrana taşıyor. Tyler (Kelvin Harrison Jr.) liseli bir öğrenci ve güreşçidir. Babası Ronald (Sterling K. Brown) tarafından çelik bir disipline zorlanan Tyler, sağlığında ve romantik ilişkisinde karşısına çıkan problemlerin sonucunda artık dayanamaz. Filmin ikinci yarısı, Tyler’ın küçük kardeşi Emily’nin (Taylor Russell) saf bir oğlanla aşkı bulmasını merkezine taşıyor. Bu bölümde ayrıca aile bireyleri arasında kopma noktasına gelen bağların onarılma mücadelesine tanıklık ediyoruz.
Waves, ABD’de siyah olmak gibi sosyal yorumlara göz kırpsa da, aslen bir ailenin travmayla yüzleşme ve iyileşme süreci üzerine bir yapım. Bu iyileşme süreci, aile bireylerinin hem yaşanan trajedinin birincil sorumlusunu, hem de bizzat kendilerini affetmelerini gerektiriyor.
Eleştirmenlerin yorumlarına bakarak beklentiyle başladığım Waves vasat bir film. Birincisi senaryo kafa karıştırıcı. Filmin ilk yarısında, Tyler’ın, omzundaki ciddi bir rahatsızlığın yüzünden sporu bırakmak durumunda kalabileceğini öğreniyoruz. Bu bilgi, bir dönüm noktası, karakterin değişimine kapı aralayan bir “olay” olarak sunulsa da, hikayenin ve karakterlerin gelişiminde neredeyse hiçbir etkiye sahip değil. Hikayeyi gereksiz çekip uzatan, tematik derinliğe katkısı olmayan sahnelere filmin ikinci yarısında da sıkça rastlıyoruz. Emily ve sevgilisinin romantik sahnelerinin sonu gelmiyor. Anladık, güzel ve saf bir ilişkileri var. Ama bunu üstüne basa basa anlatmanın, filmin ana meselesini silikleştirmekten ve 2 buçuk saatlik bir seyir süresine erişmekten başka bir etkisi yok.
İkincisi, karakterler dümdüz. ABD’de siyah olmanın zorluklarını yaşamış katı disiplinci baba ve onun gölgesinde kalan oğlu çok klişe. Bunun yanında özverili bir üvey anne ve sevgi dolu bir kızkardeş var. Hiçbir karakter kendisinden beklenmeyecek, karakterinin hemen fark edilmeyen özelliklerini açığa çıkarabilecek eylemlere girişmiyor. Dolayısıyla, karakterlerde merak uyandıran bir şey yok. İnsan psikolojisini irdeleme iddiasındaki bir filmde, ana karakterlerin kartondan, 2D insanlar olarak kalmaları filmin ciddiyetine darbe vuruyor.
Film, görsel olarak değişik, bol ışık ve renk oyunlu, biraz trip. Deneysel olarak hoş, ama filmin uyandırmaya çalıştığı hislere bir katkıda bulunduğunu düşünmüyorum. Müzik, ilk bölümde ağırlıklı olarak rap iken ikinci bölümde slow R&B tarzına kayıyor ve bayıyor.


